evdeki herkesin kedi olduğu köye bolca selam ve mır. ... yavru mu? yavruysa miyk de koyuyorum maile. mektup diyeyim mi? postacı yoksa mektup da mı yok?
sen yine yazmak istiyorsun. uzun süredir yazmak isteyip yazmaman zamansızlıktan mı? artık ama öpmesinler. beni dinlemiyorlar. ben söylemiyorum. sen yaz.
başka evde olmak da ne güzeldir ama başkası yokken. ben taşınmaya bayılıyorum dedim geçen gün babam 'az taşındığın için' dedi, haklı olabilir. şehirlerce göçmek bir açlığa işaret ediyor, belki tatsam doyarım.
senin şiirlerinde ne var onu sonra yazacağım. o saatten beri beynimde dönüyor. bu beyin de işte bende hemen cerrahi anlamını buluyor. bu kez 'beynimde dönüyor' yanlış oluyor. kalple de aynı şekilde sorunluyum. kelimesi hiç romantizm getirmiyor. zaten romantizm de gerekmiyor ama kalp işte anıldığı an purkinje iplikleri, his demetleri... anıldığı yerden uzaklaştırıyor.
..., ..., ..., sen. hepinize birer ip uzattım. güzel gece.
19 Ekim 2011 Çarşamba
tashih: 5 valiz değil 0.5 valiz.
ve devamında, Turgut Uyar konuşmaktan imtina eder oldum. Turgut Uyar Turgut Uyar Turgut Uyar herkese uyuyormuş gibi son günlerde ya da ben mi iyice çevremi daralttım? Bir T.U. çemberindeyim. herkese uysun istemiyorum. : ( ah bak, kıskanmak. yazdığını değil okuyanını.
sana uysun sana onu ben zaten uydurdum. yani seninle konuşmakta bir sakınca yok. (alınganlığından korkmuşum bugün sanırım yoksa böyle uzun açıklamam gerekmezdi)
atlar şiirlere çok yakışıyor değil mi? [hemen de ece ayhan hemen de zambaklı padişah] [enis akın durur mu? durmaz. görkemli göğ var elinde]
şiirde daha ne güzel? baba, tren, göğ kendi başına şiir, mavi, lâl, rakı,...
sen anımsat az da.
şimdi içim çok bulanıyor. gözlerim dumanlanıyor.
sonra yazarım. ama yazarsan muhakkak okurum. ama yaz.
ve devamında, Turgut Uyar konuşmaktan imtina eder oldum. Turgut Uyar Turgut Uyar Turgut Uyar herkese uyuyormuş gibi son günlerde ya da ben mi iyice çevremi daralttım? Bir T.U. çemberindeyim. herkese uysun istemiyorum. : ( ah bak, kıskanmak. yazdığını değil okuyanını.
sana uysun sana onu ben zaten uydurdum. yani seninle konuşmakta bir sakınca yok. (alınganlığından korkmuşum bugün sanırım yoksa böyle uzun açıklamam gerekmezdi)
atlar şiirlere çok yakışıyor değil mi? [hemen de ece ayhan hemen de zambaklı padişah] [enis akın durur mu? durmaz. görkemli göğ var elinde]
şiirde daha ne güzel? baba, tren, göğ kendi başına şiir, mavi, lâl, rakı,...
sen anımsat az da.
şimdi içim çok bulanıyor. gözlerim dumanlanıyor.
sonra yazarım. ama yazarsan muhakkak okurum. ama yaz.
kıskanmak, benim dize çekmeme tekabül ediyor mu emin değilim, sen söyle? benim yazamadığım, başkasının yazdığını kullanmak zorunda kalmak eksik hissettiriyor belki biraz. modern sanatın tanımı da bu değil mi ama? - bunu ben de yazabilirdim. - evet ama yazmadın.
yahu bu ara ben çok mu konuşmuşum sanki, yine sana mı bir başkasına mı söylediğim hakkında şüpheye düşüyorum. ben şiirin peşinde koşabiliyorsam o şiiri seviyorum. sen bir yazıyorsan ama ben beş koyuyorsam üstüne işte o şiiri unutmuyorum. bunu yapan iyi şair midir? hayır. sadece, benimdir. bellekten çeker çeker kulanırım, bir metne kapım olur altına yazarım üstüne yazarım yanına yazarım. kimi de bin yazıyor ama bana değmeden geçiyor. bu kimin sayfasını dürer ki?
atlıkarınca müziği çaldığı zaman çok seviyorum evi.
şimdi en çok. bu kahve sahiden güzeldi.
ne güzel oluyor gamze deyince. :) gamze, bir boşluk. kızım, canım, dostumla dolmaya çalışıyor ama olmuyor sen de bilirsin ki 'bir boşluğu ancak daha büyük bir boşluk doldurabilir'.
yahu bu ara ben çok mu konuşmuşum sanki, yine sana mı bir başkasına mı söylediğim hakkında şüpheye düşüyorum. ben şiirin peşinde koşabiliyorsam o şiiri seviyorum. sen bir yazıyorsan ama ben beş koyuyorsam üstüne işte o şiiri unutmuyorum. bunu yapan iyi şair midir? hayır. sadece, benimdir. bellekten çeker çeker kulanırım, bir metne kapım olur altına yazarım üstüne yazarım yanına yazarım. kimi de bin yazıyor ama bana değmeden geçiyor. bu kimin sayfasını dürer ki?
atlıkarınca müziği çaldığı zaman çok seviyorum evi.
şimdi en çok. bu kahve sahiden güzeldi.
ne güzel oluyor gamze deyince. :) gamze, bir boşluk. kızım, canım, dostumla dolmaya çalışıyor ama olmuyor sen de bilirsin ki 'bir boşluğu ancak daha büyük bir boşluk doldurabilir'.
elbette var. gün içinde ediniyoruz çoğumuz evet ama birileri sabah yanında getiriyor işte. nöbetleşe de biraz. bugün kimi günü?
çocukluğumdan beri ruhi su dinlemedim. bir demlik çayı dökmek ziyan içesim de yok. beklesin. bayat çaydan zehirlenilir bazen [aslında bazan].
bir çay zorla. dört sigara. beşinci bittiğinde tekrar yatılacak.
..., bildiğin kokuyor. sigara, kahve, çocuk, çiçek, dağ ve kadın parfümü.
bir sürü dize çekeceğim senden ve şiirlerin adları kalacak herhalde ama senin adını unutmam. :)
yorgunluk geçmez bazen. uyuyan kediye yılan bile dokunmaz bu ne biçim turkcell.
yemeğe gitmişsindir. afiyet olsun. su içip uyudum.
g.
çocukluğumdan beri ruhi su dinlemedim. bir demlik çayı dökmek ziyan içesim de yok. beklesin. bayat çaydan zehirlenilir bazen [aslında bazan].
bir çay zorla. dört sigara. beşinci bittiğinde tekrar yatılacak.
..., bildiğin kokuyor. sigara, kahve, çocuk, çiçek, dağ ve kadın parfümü.
bir sürü dize çekeceğim senden ve şiirlerin adları kalacak herhalde ama senin adını unutmam. :)
yorgunluk geçmez bazen. uyuyan kediye yılan bile dokunmaz bu ne biçim turkcell.
yemeğe gitmişsindir. afiyet olsun. su içip uyudum.
g.
turkcell mesajları uyandırıyor. küfredersen o mutlu uyanan kadınlardan olamıyorsun. ne kadar öfkeli kalkarsan o kadar parmağını vuruyorsun, saçların o kadar dolaşık oluyor. sakin olmak lazım.
işte mailmizin tanburî cemil bey çalıyor eski plakta köşesine geldim. bu sabah şu leyla ile mecnun'un bir(?) şarkısıyla uyandım. yoksa jenerik mi? bilmiyorum. henüz izlemedim. 'derdimiz vardı bize kadar şimdi oldular dize kadar' kısmı art arda art arda gelince transik bir hâl alıyor.
uzun süre sonra ilk defa çay demledim, oturdum masaya. (bak masa da o kelimelerden biri. :)
şimdi seni okuyacağım. ... kadar güzel kelime de çok azdır.
G.
işte mailmizin tanburî cemil bey çalıyor eski plakta köşesine geldim. bu sabah şu leyla ile mecnun'un bir(?) şarkısıyla uyandım. yoksa jenerik mi? bilmiyorum. henüz izlemedim. 'derdimiz vardı bize kadar şimdi oldular dize kadar' kısmı art arda art arda gelince transik bir hâl alıyor.
uzun süre sonra ilk defa çay demledim, oturdum masaya. (bak masa da o kelimelerden biri. :)
şimdi seni okuyacağım. ... kadar güzel kelime de çok azdır.
G.
siyah'tandı değil mi o? bir de bu var işte; bu kötü. dizeleri alıyorum şiiri, şairi arkasında kalıyor. sonra bir şey yazarken hep 'bunu ben mi yazıyorum?' sorusu. bir google search bir cümle/dize. olmuyor tabii. kaldırıp atıyorum bu kez.
kürtçem hiç yok. :/ belki bir ki arkadaş dosttan öğrendiğim. aile laz, ermeni, çerkez, arnavut vikvik bikbik diye gidiyor diller de öyle. ama kürtçe yok işte. ne güzel oldu :) bari bir dilden bir iki kelime öğrenseydim dedim diye mi yapıyorsun bu güzelliği tesadüf mü oldu? yoksa sana demedim mi onu ben? beynim bulandı bir an.
türbe neden yeşildir bilmiyorum. türbe yeşilinden yıllarca çok korktuğumu biliyorum.
yazın bitti uykuya gidilsin? kêf yalnız camel'la mı akıllım? west de güzel ki.
kürtçem hiç yok. :/ belki bir ki arkadaş dosttan öğrendiğim. aile laz, ermeni, çerkez, arnavut vikvik bikbik diye gidiyor diller de öyle. ama kürtçe yok işte. ne güzel oldu :) bari bir dilden bir iki kelime öğrenseydim dedim diye mi yapıyorsun bu güzelliği tesadüf mü oldu? yoksa sana demedim mi onu ben? beynim bulandı bir an.
türbe neden yeşildir bilmiyorum. türbe yeşilinden yıllarca çok korktuğumu biliyorum.
yazın bitti uykuya gidilsin? kêf yalnız camel'la mı akıllım? west de güzel ki.
Bundan sonra bölünmeyecek. İnsanları kırmamaya çalışıyorum. Dinliyorum dinliyorum dinliyorum. Türbe olmuşluğum var. Bazen oluyor 'beni artık kimseler arayıp da bulmasın' deyip kapanıyorum. Biraz toparlanıp çıkıyorum. Şımarık olabilirsin sen bazen benim için daha iyi. En azından nazdan herkesi öldürdüğüm anlarımı senden sakınmam. Kedilerin avlanıyor olması gerekmiyor mu şu saatte? o minik şeylerin insan olmadığına emin misin? kedi izlemenin öyle bir yanı var hakikaten bu yüzden mi insanlar kedi videolarıyla iletişiyor dersin?
''tutmak'' ne kelime? dün nazik bir adam olduğunu fark etmiştim yine nezaketten uykuya gitmezsin yazmamı beklersin diye düşündüm. lütfen öyle yapma. ben de tedirgin olmayayım.
bir gün benim de sigaram olacak.
'ben hep bunu içerim' dediğim bir sigaram,
'ben hep şunu okurum' dediğim bir gazetem olsa dünya daha güzel bir yer olabilir. belki. imkânı elverdiğince. :/
''tutmak'' ne kelime? dün nazik bir adam olduğunu fark etmiştim yine nezaketten uykuya gitmezsin yazmamı beklersin diye düşündüm. lütfen öyle yapma. ben de tedirgin olmayayım.
bir gün benim de sigaram olacak.
'ben hep bunu içerim' dediğim bir sigaram,
'ben hep şunu okurum' dediğim bir gazetem olsa dünya daha güzel bir yer olabilir. belki. imkânı elverdiğince. :/
10 Eylül 2011 Cumartesi
merhaba II.
bir sürahinin cağaloğlu'ndan kalkıp ankara'ya gittiğine inanıyorum tamam. benim anlamadığım o demliğin üzerinde ne yaptığı. hem bir sürahi dahi gidiyorsa ben ankara'ya gitmemeli miyim? gitmeliyim. ayaklarım var gitmeye. salvo ki bir ayaksız sürahi gitmiş demliğin üstüne çıkmış yahu! kaçak çaya kaçak kat çıkmış sürahi -ben daha masa. ben daha ev. ben gitmeliyim. bana soracaksınız. ben sürahi değilim.
merhaba.
çıldırma eşiği diye bir şey var ve benim ona hep ayağım takılıyor. oraya diyorum, baba şu metal zımbırtılardan koy o minik farka ayağım takılmasın lönk diye düşmeyeyim çılgınlığın içine. yumuşak geçiş yapsam da karnım çıldırmasa diyorum yok! ondan sonra üstüm başım çılgınlık. sadece paçam olsa ben de şikayet etmem. al gene düştüm saçlarıma kadar çılgınlık oldum. baba napim diyorum ya insan şaşkın oluyor dalgın oluyor işte düşülüyor! o metal zımbırtılardan diyorum koysana diyorum. yok!
"aklı başında" demek ne demek?
aklı uçmamış demek. eskiden aklın karında olduğuna inanıyorlarmış mesela ama eskiden dediğim en eskiden. şu an benim karnım çok ağrıyor. sonra sonra başta olduğuna karar vermişler. babannem mesela çocuğu öldüğünde tepesine koymuş ellerini ki aklı ordan kaçmasın. halbuki tepesinde delik de yok. fakat ona öyle gelmiş olabilir. şu an karnım yarılmış gibi hissediyorum ben de. en eskiden olsa şizofren derlerdi ama artık şimdi olduğu için demiyorlar. rakının bir tek diş ağrısına derman olması üzücü değil mi?
lambasız, cinsiz
bir kahve şimdi ne güzel olurdu. başkasının yaptığı. bir yandan da daha az kahve, daha az sigara içmek istiyorum. suyu seveyim istiyorum. su içmeyi unutmasın istiyorum. kimsenin böbreği sancımasın istiyorum. akdeniz artık bir hastalık olmaktan çıksın da mezesiyle salatasıyla anayım istiyorum. başkası bana şiYir yazmasın istiyorum. çikolata istiyorum. sürekli isim, adres değiştirmeyeyim istiyorum. balık istiyorum anasonlu. neden kaçtığımı bilmek istiyorum. sahaf festivalinde çok mutlu olacağım kitaplar bulmak istiyorum. bu kadar içip ertesi gün kendimizden tiksinmeyelim istiyorum. bir yandan da insanlıktan biraz da biz çıkalım istiyorum. sin palabras gibi şarkılar yasaklansın istiyorum. daha çok vakit istiyorum. uyuyabilmek istiyorum ama sonra uyanabilmek de. beklemeyeyim istiyorum. utanmayayım istiyorum ama alışmayayım da istiyorum. lamba istiyorum cinsiz. daha çok cam istiyorum.
19 Ağustos 2011 Cuma
mektup çalmak, sebebi çocuklukta aranması gereken köklü bir alışkanlıktır.
~*~
turgut uyar iyi ordan solu kapat gel. patlıcan sevmem cemal süreya'dan tat almam ne kadar yakışmışlar şahanesin. -derken aklıma bir dizesi geldi. cemal süreya belki de sırf o dizeyi yazdığı için herkesin üstüne çıkabilir.- ece ayhan bir meze olsa en sevdiklerimden olurdu, sokakta vodka evde rakı, sokakta köpek evde kedi tercih ederim. doğu-batı senteziyle işim olmaz, anadolu motifi halıda midemi bulandırır ama minyatürde ve hatta seve debilirim. nikotinperestizmden muzdaribim ağzımın tam tadı yok. bir severim bir sevmem böyle de tutarlıyım. karnım ağrıyınca uyar okurum geçer ama bazı şiirlerini okurum ki gözümde ismet özel kadar değeri kalmaz. benim gibi okur olmaz olsun. bugün put ettiğimi yarın yere çalarım. müntehir yazar/şairlere ilgim var, intihar edeceğimden değil. nilgün marmara'yı ilgi çemberimin dışında tutuyorum. boğaralar delöz-spinoza-baker okumaları yapıyorum. tözlü'ye hak etmediğini bile bile bayılıyorum. başkaaa? öykü sevmem. belki sevilecek öykülerle henüz karşılaşmadığımdan diyerek bir açık kapı da bırakıyorum. masal severim bir de uyku açan masal gibi şiir. son okuduğum romanı hatırlamıyorum - şimdi fark ettim utandım. bir sn kitaplığa bakacağım. menteş'miş galiba. bu herifi de zeki olduğu için sevdim gibi olmuştu yere çalmam uzun sürmedi. kitaplık dedim de bir kütüphane değil benimki. ''ffs'' dediğim kitapları kardeşime veriyorum ya da atıyorum. eskiden kitaplara, kitaplarıma çok düşkündüm artık değilim. çiziyorum boyuyorum katlıyorum kırıştırıyorum. tecavüz ederek mülküyor da olabilirim böyle bakınca. şimdi evet az kitap var elimde ama hepsi benim. -sanırım bu bilgiyle bana kitap emanet etme ihtimalini sıfıra indirdim.- bazı kitapları sırf fikri için sevebiliyorum. ilhan berk'in şeyler kitabı'nı izlemiş miydin? okumuş muydun diye soramıyorum bu kitap için örneğin- tipografisine öldüğüm. yazarlara şairlere gidiş yolundan puan verebilmek şahane değil mi? hemen kürsünün arkasına alıyor okuru. evsizlik defterleri ile kurmaca alıştırmaları da böyle. sana yazarken şunu fark ettim ki türkçe metinler daha bir güzel benim için. çeviri denen illet ömrümü tükettiğinden olacak çeviriden okumak yerine -edebi metinleri hele- yazıldığı dilden okumak birinci tercihim. eh ingilizce düşünüp konuşabiliyorum ama ingilizce hislerin, metaforların peşine düşüp koşturmam çok nadirdir. halbuki insan şiirde ne arar? ben yani ne ararım? peşinde koşarken kan ter içinde kalmayı, dizlerimi kanatmayı. cevabım bu. oturayım 0. edip cansever demiş miydim? o da var. enis akın hemen solunda. sağında da konuk var biraz eğreti oturmuş. az rahat ol diyorum yok şu çayı içip kalkayım tedirginliğinde. terbiyeli adam öyle görmüş. benim dağınık zihnimde rahat edemiyür tabi. bir de kendim kitap yapıyorum. yazmıyorum ama yapıyorum. alıyorum sevdiğim bir adamı (insanoğlu anlamında kullanıldı- sırrı abi'ye sevgiler) en sevdiğim şiirlerini seçiyorum, onları kendimce diziyorum basıyorum. bazen ataçlı bazen kurdeleli kapaklar yapıyorum kapak fotoğrafı seçmek bir zevk -denemiş miydin? bazen de ismini kendim koyduğum seçkiler yapıyorum o zaman bir sürü adamdan alıyorum. (...)yemek sevmem. meze severim. evi severim. kokular bir de. bir de çiçekler. of bodrum emeklisi gibiyim. değilim.
sevdiğin iki şarkı söylersen hem karakter analizini yapıp hem burcunu bilip hem müzik önerebilirim. süper bişiyim. iyh canım benim -maşallah.
artık beni tanıyorsun. yukarıda yazdıklarım dışında hiçbir şeyim. merhaba ben gamze, sahurda sana mektup yazdım.
(...)
~*~
mektup büyük harf küçük harf duyarlı değildir, hiç olamamıştır.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
12 Derste: Psivak Olunca Ne Yapmak Gerekir?
- Sosyal medya sürtüğü olmanın alemi var mı?
- Yok.
- Heybeli'de her gece mehtaba çıkmanız üzerine söylenecek bir şey kalmamış?
- Doğru söylüyorlar, iyice abarttık.
- Psivak kimliğine alışmak sizin için zor oldu mu, yüzünüze alışan seyirci yeni hâlinizi yadırgadı mı?
- Yok olmadı. seyirci uyduğunu yer.
- Sabahın 7sinde bir blogta saçmalıyor olmak size normal geliyor mu?
- Tastamam oluyorum. Bu benmişim meğersem. Kendimi gerçekleştirmişim sonunda. Kişisel menkıbem buymuş benim de.
- Hedef kitleniz değişmiş diyollar?
- Şimdi ben önüme yazıyorum aslen hedefim yok fakat çok eğlenceli görünen ibretlik hatalarımlarımdan etkilenen küçük çocuklardan sıkıldım, dahası ürktüm. Böyle bir sorumluluk almak istemiyorum; ben kimsenin Kadırgalı Seda Bacısı değilim. Bu açıdan 'olan oldu' kısmımı kapatıp 'neler oluyor'u yazmayı planlıyorum.
- Psivak nedir, yine ne kelimeler uydurdunuz, bir dost 'psikobozuk ördek' dedi?
- Değil. Ördek değilim başlıkta belirttiğim gibi kediyim. O konuda bir yanlış anlaşılma olmasın. Spivak saygı duyduğum, etkilendiğim bir abla ve ismimi de ondan aldım.
- Bir fotoğraf projeniz varmış?
- Var.
- Film projeleriniz de olmuş?
- Oldu evet. O küçük beyninle bana laf sokmaya çalışman hoş değil ama. Film olmadıysa da fotoğraf olacaktır çünkü solo bir proje.
- Alterinizle kavgalı olmanız hoş mu?
- Değil. Kimseyle kavgalı olmak hoş değil. Ben hiç hoş değilim. Kapıya ayağımı çarpıp 20 dk kapıya küfrederim.
- Kesmeyi düşünüyor musun?
- Düşününce kesemiyorum.
- Durur musun?
- Dururum.
- Yok.
- Heybeli'de her gece mehtaba çıkmanız üzerine söylenecek bir şey kalmamış?
- Doğru söylüyorlar, iyice abarttık.
- Psivak kimliğine alışmak sizin için zor oldu mu, yüzünüze alışan seyirci yeni hâlinizi yadırgadı mı?
- Yok olmadı. seyirci uyduğunu yer.
- Sabahın 7sinde bir blogta saçmalıyor olmak size normal geliyor mu?
- Tastamam oluyorum. Bu benmişim meğersem. Kendimi gerçekleştirmişim sonunda. Kişisel menkıbem buymuş benim de.
- Hedef kitleniz değişmiş diyollar?
- Şimdi ben önüme yazıyorum aslen hedefim yok fakat çok eğlenceli görünen ibretlik hatalarımlarımdan etkilenen küçük çocuklardan sıkıldım, dahası ürktüm. Böyle bir sorumluluk almak istemiyorum; ben kimsenin Kadırgalı Seda Bacısı değilim. Bu açıdan 'olan oldu' kısmımı kapatıp 'neler oluyor'u yazmayı planlıyorum.
- Psivak nedir, yine ne kelimeler uydurdunuz, bir dost 'psikobozuk ördek' dedi?
- Değil. Ördek değilim başlıkta belirttiğim gibi kediyim. O konuda bir yanlış anlaşılma olmasın. Spivak saygı duyduğum, etkilendiğim bir abla ve ismimi de ondan aldım.
Bugün doğanlar için isim önerileri:
Kız: Spivak Erkek: Spivak Kedi: Psivak
gibi bir bölüm vardı takvimde, o şekilde şeyoldu. - Bir fotoğraf projeniz varmış?
- Var.
- Film projeleriniz de olmuş?
- Oldu evet. O küçük beyninle bana laf sokmaya çalışman hoş değil ama. Film olmadıysa da fotoğraf olacaktır çünkü solo bir proje.
- Alterinizle kavgalı olmanız hoş mu?
- Değil. Kimseyle kavgalı olmak hoş değil. Ben hiç hoş değilim. Kapıya ayağımı çarpıp 20 dk kapıya küfrederim.
- Kesmeyi düşünüyor musun?
- Düşününce kesemiyorum.
- Durur musun?
- Dururum.
16 Ağustos 2011 Salı
i'm gonna fight'em off
Yazmayayım dedim dedim -ki dört aydır dokunmamışım buraya- yine döndüm geldim. Sürekli yeni bloglar, yeni kimlikler, yeni sözlükler, aynı sözlüklerde yeni isimlerle yazmaktan sıkıldım. Bu dertten muzdarip insanların sayısının az olmadığını düşünüyorum; bir terapi grubu falan kurulmalı bence.
grup: teşekkürler gamzeeee.
~*~
- (gözünde yaşlar) Aranızda, anlaşılabildiğim bir grupta olmak çok güzel. Umarım hep beraber bu illeti yenebiliriz ve tek kimlikle tek siteyle yolumuza devam edebiliriz -böhüh-grup: teşekkürler gamzeeee.
~*~
Neyse yine alan adımı değiştirdim, en temiz blog burası olduğu için bunu kullanmaya karar verdim bundan sonra. Blogu izleyiciye de açtım. Hayyydi bakalım.
6 Nisan 2011 Çarşamba
siyaha düş.
yok sen beni kurtaramazsın kurtaramamış kimse kimseyi diyor vega yok'ta. hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmaya gelmemiştir diyor günday piç'te. kurtuluş ankara'da bir mahalle adı fazlası değil diyor yine günday muhtemelen kinyas ve kayra'da. gel seni kurtarayım bu hayattan diyor harun behzat ç'de konsomatris kıza ve kız kahkaha atarak cevap veriyor: asiğl beğn seni kurdarayim. aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur diyor menteş korkma ben varım'da -ama konuyla hiç alâkası yok kurtuluş geçti ya durduramadım kendimi.
''bunun için değişti'' diyor artizin teki bir denizyıldızını denize fırlattıktan sonra. nasıl kendinden emin... doğru söylüyordu adam yerin altından gönderdiği rulo yapılmış minik kâğıtlarda: iki kere iki küstahlıktır.
şimdi burada kendi küstahlığıma mı laf ettim? düşüp topuğuma tutunan herkesi kurtarıyormuş gibi yapan yanım -hadi buna bir ad verelim. feminen bir ad olsa gerek. bir o kadar ucuz çünkü dolaşımda. ve olgun. dudağının kıyısında müstehzi o gülüş. hatta buna feminen demeyelim de orospu diyelim dimdirekt. başka dilin sıfatını bu dilden pekiştirelim bunu yaparken.
''seni anlıyorum.'' anladığı herkese bunu belirtmek zorunluluğu belki sorumluluğu ha belki büyük takıntım: etik. ne vaadediyor anlayan anlaşılamayana? herkes anlaşılmamanın öfkesinde anlaşılamamanın soğuğunda bir sinirden bir üşümekten titrerken ''gel benim battaniyem var'' küstahlığını yaptıran nedir bana, büyük anlayana, halâ adını koymadığımız o orospuya? anlaşılmanın ılık ve yumuşak göğsüne bağımlı kıldıklarımla ayrı odalarda ağlıyoruz sonra utanmadan. yani onların utanacakları bir şey yok... acıyorum ya. çok acıyorum ya ben. memeden kesilmek çocuk için ilk büyük travmaymış. annenin memesine acılar sürmesi çocuk tarafından asla kabul edilemezmiş. en çok güvendiğinin kendine neden bunu yaptığını asla anlayamazmış bir çocuk. onlar da anlamıyorlar. büyük çocuklar yani. şimdi freud olsa çocuğun anne babasıyla değil de başkalarının anne babası üzerinden kimliklendiğini görse ne derdi acaba? kimliklenen çocuk ben oluyorum henüz adını koymadığımız ben. işin içinde arzunun değişen nesnesi de var cicim çok karışık bu işler. bir kere bu durumda arzu özne değil nesne konumunda. cümlenin başında olmadığından değil edilgenliğinden. arzuyu fena hırpalamışlar. cümlesinde tam da kahvehanelere yakışır o rivayet kipi yok mu? arzuyu öldüren fail özne var: başkalarının bebekleri. özneler kaç çeşittir? sırf ben içinde ben içimde yani benim içimde çok çeşitli.
bu yazının kurtarılmayı bekleyen cam parçamdan bahsedecek gibi görünen bir yanı var. menzili uzun varamıyorum. bilinç akısı tekniği he mi? bilincimin akışına bırakırsak hep ters köşelere göndereceğinin kabulü bende mevcut. ''asla sonuçlanmayacak bir yönlendirme döngüsüne'' girdik hem kurtarılan camla kesilen bilek tözdür. döne döne fade out.
''bunun için değişti'' diyor artizin teki bir denizyıldızını denize fırlattıktan sonra. nasıl kendinden emin... doğru söylüyordu adam yerin altından gönderdiği rulo yapılmış minik kâğıtlarda: iki kere iki küstahlıktır.
şimdi burada kendi küstahlığıma mı laf ettim? düşüp topuğuma tutunan herkesi kurtarıyormuş gibi yapan yanım -hadi buna bir ad verelim. feminen bir ad olsa gerek. bir o kadar ucuz çünkü dolaşımda. ve olgun. dudağının kıyısında müstehzi o gülüş. hatta buna feminen demeyelim de orospu diyelim dimdirekt. başka dilin sıfatını bu dilden pekiştirelim bunu yaparken.
''seni anlıyorum.'' anladığı herkese bunu belirtmek zorunluluğu belki sorumluluğu ha belki büyük takıntım: etik. ne vaadediyor anlayan anlaşılamayana? herkes anlaşılmamanın öfkesinde anlaşılamamanın soğuğunda bir sinirden bir üşümekten titrerken ''gel benim battaniyem var'' küstahlığını yaptıran nedir bana, büyük anlayana, halâ adını koymadığımız o orospuya? anlaşılmanın ılık ve yumuşak göğsüne bağımlı kıldıklarımla ayrı odalarda ağlıyoruz sonra utanmadan. yani onların utanacakları bir şey yok... acıyorum ya. çok acıyorum ya ben. memeden kesilmek çocuk için ilk büyük travmaymış. annenin memesine acılar sürmesi çocuk tarafından asla kabul edilemezmiş. en çok güvendiğinin kendine neden bunu yaptığını asla anlayamazmış bir çocuk. onlar da anlamıyorlar. büyük çocuklar yani. şimdi freud olsa çocuğun anne babasıyla değil de başkalarının anne babası üzerinden kimliklendiğini görse ne derdi acaba? kimliklenen çocuk ben oluyorum henüz adını koymadığımız ben. işin içinde arzunun değişen nesnesi de var cicim çok karışık bu işler. bir kere bu durumda arzu özne değil nesne konumunda. cümlenin başında olmadığından değil edilgenliğinden. arzuyu fena hırpalamışlar. cümlesinde tam da kahvehanelere yakışır o rivayet kipi yok mu? arzuyu öldüren fail özne var: başkalarının bebekleri. özneler kaç çeşittir? sırf ben içinde ben içimde yani benim içimde çok çeşitli.
bu yazının kurtarılmayı bekleyen cam parçamdan bahsedecek gibi görünen bir yanı var. menzili uzun varamıyorum. bilinç akısı tekniği he mi? bilincimin akışına bırakırsak hep ters köşelere göndereceğinin kabulü bende mevcut. ''asla sonuçlanmayacak bir yönlendirme döngüsüne'' girdik hem kurtarılan camla kesilen bilek tözdür. döne döne fade out.
15 Şubat 2011 Salı
ne olmadığının tanımı.
- analog fotoğraf dijital makina ile çekilmiş ve şop marifetiyle eskitilmiş fotoğraf değildir.
- popart, fotoğraflarınızı dört farklı renkle renklendirip kolajlamanız değildir.
- kandil herkesin kutlamak zorunda olduğu bir gün olmadığı gibi
- sevgili de konuşurken sızan kişi değildir.
- Minimalizm, ying yang desenli halı değildir.
- Yaratıcılık, kemeri saça takmak değildir.
teşekkür ederim.
- popart, fotoğraflarınızı dört farklı renkle renklendirip kolajlamanız değildir.
- kandil herkesin kutlamak zorunda olduğu bir gün olmadığı gibi
- sevgili de konuşurken sızan kişi değildir.
- Minimalizm, ying yang desenli halı değildir.
- Yaratıcılık, kemeri saça takmak değildir.
teşekkür ederim.
9 Şubat 2011 Çarşamba
NASIL BİRİYİM?
yeni hızmama alışmak için bütün gün ayna karşısında oturabilen biriyim.
Londra emlakçılarının web sitelerinde saatlerce kiralık ev arayan biriyim. Bi yere gideceğim de yok.
Işıksız kaldığımda yeni bir ampul yerine masa lambası alan biriyim.
teşekkürler.
Londra emlakçılarının web sitelerinde saatlerce kiralık ev arayan biriyim. Bi yere gideceğim de yok.
Işıksız kaldığımda yeni bir ampul yerine masa lambası alan biriyim.
teşekkürler.
8 Şubat 2011 Salı
perileri şer incisi.
Bazı günleri hiç olmadıkları gibi hatırlatma perisi uğramış bana bebekken. Yalan yanlış uymuyorsa değiştir perisiyle günlere giderlermiş. Yan komşuda toplandıkları bir gün buklem dikkatini çekmiş. Yoksa hiç böyle huylarım olmayacaktı. Çok mutlu olmayacaktım.
-yerli yersiz Muleta-
langırt topu pat küt rakip çocuğun adamına çarpıyor, birileri sürekli fırfır yapıyor, kimin olduğunu şaşmış üstündeki tüm mülkiyetleri reddetmiş biranın buğusu su oluyor küçük şairin kağıtlarını hamur ediyor, bir de çiçek var masada ilk bana mı gelmişti neydi sokaktan- ben başkasına başkası öbürüne derken nerdedir o çiçek şimdi? güzel bir çantadan bir kitap çıkıyor incecik: ''bak bu yeni güzel bir adam hediye etti bana''. mavi bir solips. hayır yeşil. yahu zaten yeşil mavinin tonu değil mi? biz japon değiliz. tamam tamam mavi bir kemal durmaz. şelaleler damıtan birahi nasıl olduysa şimdi benim önümde. diğer elimde kitap. yanımdaki çocuk bekleyemiyor. ille sevdiği sayfaya gelmeliyim. önce ''bak ne yazdık sana: o yazdı. o gönderdi. ben okudum. yanımda hep. parmağımı üzerinde gezdirdim.'' dizelerini okumamı istiyor. -hayır şairin sırasını bozamam bekle! birbirimizden en az iki kere gittiğimiz yanımdaki çocukla benim okurken gülümseyebileceğimiz diğerlerinin ağlayabileceği dizelere geliyorum sonra. terk edişlerde günleri resetleyinlerin şiirleri bunlar. bir şakağımdan diğerine dek gülümsüyorum. gözlerim hızlı hızlı dizelerarası gidip geliyor. bu kitap eve giderken benim çantamda olacak. mavi. çöpe at diyecek bana yeni bir birinci günde. yeni bir küçük şaire hediye edeceğim. pas. sonra içerleyecek umursamamış gibi yapacak. 40 şiir ve bir başka bir kadına gittiğinde aldığım tavrın çelik aynası. küçük çünkü. özel kilitleri ve çelik aynaları var. arkada çalan şarkı değişiyor. sigara yasağı yeni gelmiş. camların önünde dikiliyoruz. birileri street fighterı ciyuvlatıyor. bir şiirden aşk artıyor ve hiç. iki şeyden bahsediyor. susuyoruz. daracık yollara giriyoruz. kediler seviyorum. ölümüne sarhoşuz. henüz çok gündüz. merdivenlere hikayeler uyduruyor gülümsüyorum. gerçekten öyle olmuş olmamış ne fark eder? hikayesiyle onu o merdivenlerde fotoğraflıyorum. topuklarım birbirine dolaştıkça durup sarılıp sol şakağımda başlayıp sağ şakağında biten gülümsemeyi fotoğraflıyoruz. terimiz skol ama ne fark eder? makinadan kayıyor parmaklarım. bugün sadece alkol alacağım. yolda kötü şarkılar dinleyen çocuklardan bahsediyor muyduk neydik başkalarının mahallesine gelmişiz. zile basıp kaçacak takatimiz yok küçük de olsak yorgun çocuklarız. aramızdaki yola alışmışız dönemiyoruz. işte tam da o cümleden mahdumunuz. bir apartmanın merdivenlerine oturuyoruz sonra. kardeşlerimiz büyüyor diyoruz mutlu oluyoruz birkaç seneye yaşıtız ne güzel. ''neden döndün ona neden acıyorsun halen?'' diyor durup dururken. ''sen bensin antolojimizden kan sızar'' diyorum içimden. dışımdan çok bilinçli: öyle gerekiyordu. bir kedi geliyor kucağıma. olimpiyatları temsil eden kediler oluyoruz o merdivende içiçe üç renk. teyzeler gülümseyerek geçiyor. evet kesin başkasının mahallesindeyiz! ''niye döndün ki ona?'' sallana sallana yürüyoruz yine. ben onunla sarhoşken kameram hep balıkgözü. lomololografi. don't la la me! bir yerlerden geçip bir yerlere yürüyoruz. sonra yine aynı masa. aynı pat küt. aynı birahi. yıkamadan tazele- aferin. kırmızı rujumu yemeyen kalmasın. sonra otobüsteyim. otobüs kendi gidiyor esprisini bir kere daha bu kez kendime yapıyorum. kızılkayalar'a uğramışım aferin. e ama çantamda solips yok. çiçeğim de yok off.
26 Ekim 2010 Salı
Kararlar alınııııııır , kararcıııııı, renkli güzel naylonlarım vaaaar!
Ya da fake plastic trees.
''Bişi yazarken bunu dinle.'' The Art od Soft Landing ''Tamam.'' dedim. ''Biliyor musun öyküleri hiç sevmem dedim ya; yazdığım tek öykünün adı Antimatter'dı.'' diyemedim. Çünkü o yazıyordu ve gidiyordu. Yola çıkanın eteğinden tutulmaz. Yazmak her seferinde menzili, kalibresi değişen bir yolculuktur. O yola çıktığımda kolumdan paçamdan çekiştireni silkelerim ben. O ben ya... Savurup atsın istemedim beni. Üstümün başımın toprağını kimin üzerine silkelerim sonra dedim. O ''kim''e üzülürüm hep biri bana acı verdiğinde. Sabrımın ölçüsünü o ''kim'' belirler.
Pe ki be nim ya za ma ma so ru nu ma ne ya pa ca ğız?
''Yarın görüşürüz.''
dedi. ''Hayır görüşmeyeceğiz'' diyemedim. Hiçbir şey diyemedim. O da zaten çok beklemedi. Şimdi tıkırdatırken buraya dalımı, yaprağımı, çiçeğimi, patilerimi dolduruyorum valizlere. Bi ağaç ev var da bizim, terki zor. İstiyorum ki toparlanırken ben gelsin de ''o benim dalım'' desin elimdekini çekiştirip sonra sevişelim ya da uyuyalım. Ağır ağır katlıyorum ördekleri, cümleleri, akvaryumu - ki yetişebilsin! Evin merdiveni yok. Atlarsam birkaç kırıkla atlatmayı umucam ama geri tırmanmamı engelleyen koca bir sakatlığım olacak.
''Bir ömürlük adrenalini tek gecede yaktık. ''
Kız kucağında kediler,çiçekler, ördekler, yapraklar ve balıklarla ağaçtan atlar.
Patisi olanlar valizden çıkıp hoplaya zıplaya etrafa yayılırken kamera kızın gözüne toz gibi kaçar.
Kestik.
Thisisaweepingsongbutiwon'tbeweepinglong.
''Bişi yazarken bunu dinle.'' The Art od Soft Landing ''Tamam.'' dedim. ''Biliyor musun öyküleri hiç sevmem dedim ya; yazdığım tek öykünün adı Antimatter'dı.'' diyemedim. Çünkü o yazıyordu ve gidiyordu. Yola çıkanın eteğinden tutulmaz. Yazmak her seferinde menzili, kalibresi değişen bir yolculuktur. O yola çıktığımda kolumdan paçamdan çekiştireni silkelerim ben. O ben ya... Savurup atsın istemedim beni. Üstümün başımın toprağını kimin üzerine silkelerim sonra dedim. O ''kim''e üzülürüm hep biri bana acı verdiğinde. Sabrımın ölçüsünü o ''kim'' belirler.
Pe ki be nim ya za ma ma so ru nu ma ne ya pa ca ğız?
''Yarın görüşürüz.''
dedi. ''Hayır görüşmeyeceğiz'' diyemedim. Hiçbir şey diyemedim. O da zaten çok beklemedi. Şimdi tıkırdatırken buraya dalımı, yaprağımı, çiçeğimi, patilerimi dolduruyorum valizlere. Bi ağaç ev var da bizim, terki zor. İstiyorum ki toparlanırken ben gelsin de ''o benim dalım'' desin elimdekini çekiştirip sonra sevişelim ya da uyuyalım. Ağır ağır katlıyorum ördekleri, cümleleri, akvaryumu - ki yetişebilsin! Evin merdiveni yok. Atlarsam birkaç kırıkla atlatmayı umucam ama geri tırmanmamı engelleyen koca bir sakatlığım olacak.
''Bir ömürlük adrenalini tek gecede yaktık. ''
Kız kucağında kediler,çiçekler, ördekler, yapraklar ve balıklarla ağaçtan atlar.
Patisi olanlar valizden çıkıp hoplaya zıplaya etrafa yayılırken kamera kızın gözüne toz gibi kaçar.
Kestik.
Thisisaweepingsongbutiwon'tbeweepinglong.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





