yok sen beni kurtaramazsın kurtaramamış kimse kimseyi diyor vega yok'ta. hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmaya gelmemiştir diyor günday piç'te. kurtuluş ankara'da bir mahalle adı fazlası değil diyor yine günday muhtemelen kinyas ve kayra'da. gel seni kurtarayım bu hayattan diyor harun behzat ç'de konsomatris kıza ve kız kahkaha atarak cevap veriyor: asiğl beğn seni kurdarayim. aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur diyor menteş korkma ben varım'da -ama konuyla hiç alâkası yok kurtuluş geçti ya durduramadım kendimi.
''bunun için değişti'' diyor artizin teki bir denizyıldızını denize fırlattıktan sonra. nasıl kendinden emin... doğru söylüyordu adam yerin altından gönderdiği rulo yapılmış minik kâğıtlarda: iki kere iki küstahlıktır.
şimdi burada kendi küstahlığıma mı laf ettim? düşüp topuğuma tutunan herkesi kurtarıyormuş gibi yapan yanım -hadi buna bir ad verelim. feminen bir ad olsa gerek. bir o kadar ucuz çünkü dolaşımda. ve olgun. dudağının kıyısında müstehzi o gülüş. hatta buna feminen demeyelim de orospu diyelim dimdirekt. başka dilin sıfatını bu dilden pekiştirelim bunu yaparken.
''seni anlıyorum.'' anladığı herkese bunu belirtmek zorunluluğu belki sorumluluğu ha belki büyük takıntım: etik. ne vaadediyor anlayan anlaşılamayana? herkes anlaşılmamanın öfkesinde anlaşılamamanın soğuğunda bir sinirden bir üşümekten titrerken ''gel benim battaniyem var'' küstahlığını yaptıran nedir bana, büyük anlayana, halâ adını koymadığımız o orospuya? anlaşılmanın ılık ve yumuşak göğsüne bağımlı kıldıklarımla ayrı odalarda ağlıyoruz sonra utanmadan. yani onların utanacakları bir şey yok... acıyorum ya. çok acıyorum ya ben. memeden kesilmek çocuk için ilk büyük travmaymış. annenin memesine acılar sürmesi çocuk tarafından asla kabul edilemezmiş. en çok güvendiğinin kendine neden bunu yaptığını asla anlayamazmış bir çocuk. onlar da anlamıyorlar. büyük çocuklar yani. şimdi freud olsa çocuğun anne babasıyla değil de başkalarının anne babası üzerinden kimliklendiğini görse ne derdi acaba? kimliklenen çocuk ben oluyorum henüz adını koymadığımız ben. işin içinde arzunun değişen nesnesi de var cicim çok karışık bu işler. bir kere bu durumda arzu özne değil nesne konumunda. cümlenin başında olmadığından değil edilgenliğinden. arzuyu fena hırpalamışlar. cümlesinde tam da kahvehanelere yakışır o rivayet kipi yok mu? arzuyu öldüren fail özne var: başkalarının bebekleri. özneler kaç çeşittir? sırf ben içinde ben içimde yani benim içimde çok çeşitli.
bu yazının kurtarılmayı bekleyen cam parçamdan bahsedecek gibi görünen bir yanı var. menzili uzun varamıyorum. bilinç akısı tekniği he mi? bilincimin akışına bırakırsak hep ters köşelere göndereceğinin kabulü bende mevcut. ''asla sonuçlanmayacak bir yönlendirme döngüsüne'' girdik hem kurtarılan camla kesilen bilek tözdür. döne döne fade out.
6 Nisan 2011 Çarşamba
15 Şubat 2011 Salı
ne olmadığının tanımı.
- analog fotoğraf dijital makina ile çekilmiş ve şop marifetiyle eskitilmiş fotoğraf değildir.
- popart, fotoğraflarınızı dört farklı renkle renklendirip kolajlamanız değildir.
- kandil herkesin kutlamak zorunda olduğu bir gün olmadığı gibi
- sevgili de konuşurken sızan kişi değildir.
- Minimalizm, ying yang desenli halı değildir.
- Yaratıcılık, kemeri saça takmak değildir.
teşekkür ederim.
- popart, fotoğraflarınızı dört farklı renkle renklendirip kolajlamanız değildir.
- kandil herkesin kutlamak zorunda olduğu bir gün olmadığı gibi
- sevgili de konuşurken sızan kişi değildir.
- Minimalizm, ying yang desenli halı değildir.
- Yaratıcılık, kemeri saça takmak değildir.
teşekkür ederim.
9 Şubat 2011 Çarşamba
NASIL BİRİYİM?
yeni hızmama alışmak için bütün gün ayna karşısında oturabilen biriyim.
Londra emlakçılarının web sitelerinde saatlerce kiralık ev arayan biriyim. Bi yere gideceğim de yok.
Işıksız kaldığımda yeni bir ampul yerine masa lambası alan biriyim.
teşekkürler.
Londra emlakçılarının web sitelerinde saatlerce kiralık ev arayan biriyim. Bi yere gideceğim de yok.
Işıksız kaldığımda yeni bir ampul yerine masa lambası alan biriyim.
teşekkürler.
8 Şubat 2011 Salı
perileri şer incisi.
Bazı günleri hiç olmadıkları gibi hatırlatma perisi uğramış bana bebekken. Yalan yanlış uymuyorsa değiştir perisiyle günlere giderlermiş. Yan komşuda toplandıkları bir gün buklem dikkatini çekmiş. Yoksa hiç böyle huylarım olmayacaktı. Çok mutlu olmayacaktım.
-yerli yersiz Muleta-
langırt topu pat küt rakip çocuğun adamına çarpıyor, birileri sürekli fırfır yapıyor, kimin olduğunu şaşmış üstündeki tüm mülkiyetleri reddetmiş biranın buğusu su oluyor küçük şairin kağıtlarını hamur ediyor, bir de çiçek var masada ilk bana mı gelmişti neydi sokaktan- ben başkasına başkası öbürüne derken nerdedir o çiçek şimdi? güzel bir çantadan bir kitap çıkıyor incecik: ''bak bu yeni güzel bir adam hediye etti bana''. mavi bir solips. hayır yeşil. yahu zaten yeşil mavinin tonu değil mi? biz japon değiliz. tamam tamam mavi bir kemal durmaz. şelaleler damıtan birahi nasıl olduysa şimdi benim önümde. diğer elimde kitap. yanımdaki çocuk bekleyemiyor. ille sevdiği sayfaya gelmeliyim. önce ''bak ne yazdık sana: o yazdı. o gönderdi. ben okudum. yanımda hep. parmağımı üzerinde gezdirdim.'' dizelerini okumamı istiyor. -hayır şairin sırasını bozamam bekle! birbirimizden en az iki kere gittiğimiz yanımdaki çocukla benim okurken gülümseyebileceğimiz diğerlerinin ağlayabileceği dizelere geliyorum sonra. terk edişlerde günleri resetleyinlerin şiirleri bunlar. bir şakağımdan diğerine dek gülümsüyorum. gözlerim hızlı hızlı dizelerarası gidip geliyor. bu kitap eve giderken benim çantamda olacak. mavi. çöpe at diyecek bana yeni bir birinci günde. yeni bir küçük şaire hediye edeceğim. pas. sonra içerleyecek umursamamış gibi yapacak. 40 şiir ve bir başka bir kadına gittiğinde aldığım tavrın çelik aynası. küçük çünkü. özel kilitleri ve çelik aynaları var. arkada çalan şarkı değişiyor. sigara yasağı yeni gelmiş. camların önünde dikiliyoruz. birileri street fighterı ciyuvlatıyor. bir şiirden aşk artıyor ve hiç. iki şeyden bahsediyor. susuyoruz. daracık yollara giriyoruz. kediler seviyorum. ölümüne sarhoşuz. henüz çok gündüz. merdivenlere hikayeler uyduruyor gülümsüyorum. gerçekten öyle olmuş olmamış ne fark eder? hikayesiyle onu o merdivenlerde fotoğraflıyorum. topuklarım birbirine dolaştıkça durup sarılıp sol şakağımda başlayıp sağ şakağında biten gülümsemeyi fotoğraflıyoruz. terimiz skol ama ne fark eder? makinadan kayıyor parmaklarım. bugün sadece alkol alacağım. yolda kötü şarkılar dinleyen çocuklardan bahsediyor muyduk neydik başkalarının mahallesine gelmişiz. zile basıp kaçacak takatimiz yok küçük de olsak yorgun çocuklarız. aramızdaki yola alışmışız dönemiyoruz. işte tam da o cümleden mahdumunuz. bir apartmanın merdivenlerine oturuyoruz sonra. kardeşlerimiz büyüyor diyoruz mutlu oluyoruz birkaç seneye yaşıtız ne güzel. ''neden döndün ona neden acıyorsun halen?'' diyor durup dururken. ''sen bensin antolojimizden kan sızar'' diyorum içimden. dışımdan çok bilinçli: öyle gerekiyordu. bir kedi geliyor kucağıma. olimpiyatları temsil eden kediler oluyoruz o merdivende içiçe üç renk. teyzeler gülümseyerek geçiyor. evet kesin başkasının mahallesindeyiz! ''niye döndün ki ona?'' sallana sallana yürüyoruz yine. ben onunla sarhoşken kameram hep balıkgözü. lomololografi. don't la la me! bir yerlerden geçip bir yerlere yürüyoruz. sonra yine aynı masa. aynı pat küt. aynı birahi. yıkamadan tazele- aferin. kırmızı rujumu yemeyen kalmasın. sonra otobüsteyim. otobüs kendi gidiyor esprisini bir kere daha bu kez kendime yapıyorum. kızılkayalar'a uğramışım aferin. e ama çantamda solips yok. çiçeğim de yok off.
26 Ekim 2010 Salı
Kararlar alınııııııır , kararcıııııı, renkli güzel naylonlarım vaaaar!
Ya da fake plastic trees.
''Bişi yazarken bunu dinle.'' The Art od Soft Landing ''Tamam.'' dedim. ''Biliyor musun öyküleri hiç sevmem dedim ya; yazdığım tek öykünün adı Antimatter'dı.'' diyemedim. Çünkü o yazıyordu ve gidiyordu. Yola çıkanın eteğinden tutulmaz. Yazmak her seferinde menzili, kalibresi değişen bir yolculuktur. O yola çıktığımda kolumdan paçamdan çekiştireni silkelerim ben. O ben ya... Savurup atsın istemedim beni. Üstümün başımın toprağını kimin üzerine silkelerim sonra dedim. O ''kim''e üzülürüm hep biri bana acı verdiğinde. Sabrımın ölçüsünü o ''kim'' belirler.
Pe ki be nim ya za ma ma so ru nu ma ne ya pa ca ğız?
''Yarın görüşürüz.''
dedi. ''Hayır görüşmeyeceğiz'' diyemedim. Hiçbir şey diyemedim. O da zaten çok beklemedi. Şimdi tıkırdatırken buraya dalımı, yaprağımı, çiçeğimi, patilerimi dolduruyorum valizlere. Bi ağaç ev var da bizim, terki zor. İstiyorum ki toparlanırken ben gelsin de ''o benim dalım'' desin elimdekini çekiştirip sonra sevişelim ya da uyuyalım. Ağır ağır katlıyorum ördekleri, cümleleri, akvaryumu - ki yetişebilsin! Evin merdiveni yok. Atlarsam birkaç kırıkla atlatmayı umucam ama geri tırmanmamı engelleyen koca bir sakatlığım olacak.
''Bir ömürlük adrenalini tek gecede yaktık. ''
Kız kucağında kediler,çiçekler, ördekler, yapraklar ve balıklarla ağaçtan atlar.
Patisi olanlar valizden çıkıp hoplaya zıplaya etrafa yayılırken kamera kızın gözüne toz gibi kaçar.
Kestik.
Thisisaweepingsongbutiwon'tbeweepinglong.
''Bişi yazarken bunu dinle.'' The Art od Soft Landing ''Tamam.'' dedim. ''Biliyor musun öyküleri hiç sevmem dedim ya; yazdığım tek öykünün adı Antimatter'dı.'' diyemedim. Çünkü o yazıyordu ve gidiyordu. Yola çıkanın eteğinden tutulmaz. Yazmak her seferinde menzili, kalibresi değişen bir yolculuktur. O yola çıktığımda kolumdan paçamdan çekiştireni silkelerim ben. O ben ya... Savurup atsın istemedim beni. Üstümün başımın toprağını kimin üzerine silkelerim sonra dedim. O ''kim''e üzülürüm hep biri bana acı verdiğinde. Sabrımın ölçüsünü o ''kim'' belirler.
Pe ki be nim ya za ma ma so ru nu ma ne ya pa ca ğız?
''Yarın görüşürüz.''
dedi. ''Hayır görüşmeyeceğiz'' diyemedim. Hiçbir şey diyemedim. O da zaten çok beklemedi. Şimdi tıkırdatırken buraya dalımı, yaprağımı, çiçeğimi, patilerimi dolduruyorum valizlere. Bi ağaç ev var da bizim, terki zor. İstiyorum ki toparlanırken ben gelsin de ''o benim dalım'' desin elimdekini çekiştirip sonra sevişelim ya da uyuyalım. Ağır ağır katlıyorum ördekleri, cümleleri, akvaryumu - ki yetişebilsin! Evin merdiveni yok. Atlarsam birkaç kırıkla atlatmayı umucam ama geri tırmanmamı engelleyen koca bir sakatlığım olacak.
''Bir ömürlük adrenalini tek gecede yaktık. ''
Kız kucağında kediler,çiçekler, ördekler, yapraklar ve balıklarla ağaçtan atlar.
Patisi olanlar valizden çıkıp hoplaya zıplaya etrafa yayılırken kamera kızın gözüne toz gibi kaçar.
Kestik.
Thisisaweepingsongbutiwon'tbeweepinglong.
22 Ağustos 2010 Pazar
bulandık

İnsan yaşamaya enerjisi olmayınca yazmaya hiç hiç bulamıyor. Bu büyük uzaklaşmanın, eve ve kendi içine kapanmanın sonucunun biriktirdiklerini durmadan nefes almadan yazıyla kusabilmek olduğunu sanıyorsun fekat yanılıyorsun. Kalemin pası zor temizleniyor. Yine güz yine düştü hüznümüz.
21 Ağustos 2010 Cumartesi
Homesick.

Parov Stelar'ın beni hasta etmesi. Her dinleyişte aynı; dans ederek başlıyor ağlayarak bitiriyorum. Derdim yok tasam yok.
300 yıllık yollar hala burnumu gıdıklar
ve o yollar kime sorsan Portishead'indir. Kalbimi barbeküde cızlar böbreğimi hakeza öyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


